içimden küfretmek geliyor, ağzımın dolusunca dökmek içimdeki bütün kini. nasıl bu hale geldim, neden kendime bu zulmü yapıyorum? kusasım var içimde biriktirdiğim sevgi sözcüklerini, yerini bulmamış, birinin olamamış, piçleşmiş bu sevgiyi içimden söküp atasım var.
besbelli sevmiyor o seni, belki de yanındaki yüzlerce kişiden farklı değilsin onun için, neden bunca çabalama? söylenmemiş sözcüklerin gebeliğinden başka bir şey değil çektiğin acı. sen de sevmiyorsun onu, ya severse diye umut etmek seninki. var olmaya çabalıyorsun farkında değilsin, onu ilk görüşün benzemese de hiçbir şeye, tanrının varlığına inandırmış olsa da o ilk bakış, artık unutma vaktidir öğrettiklerini.
için kan ağlayacak, kopamayacaksın kolay kolay, zor gelecek onun olduğu yere varmak ve sonrasında ayrılmak ama katlanacaksın. böyle böyle büyüyeceksin, böyle alışacaksın insan olmanın insanlıktan soğutan yüzüne. daha az duygulanacaksın, daha az bilip daha az unutacaksın. birini seveceksen de az seveceksin, daha az incineceksin her seferinde, her yitirişin bir şeyler kazandıracak sana, böylesine çaresizce gözlerinin içine bakarak sevgi sözcükleri beklemeyecek, ellerinin sıcaklığını merak etmeyeceksin.
ahmaklık senin yaptığın, bir umudun ümidine kaptırmaktan öte bir şey değil. bir aşk masalı istiyorsun ama bulamayacaksın, idare etmeye alışacaksın, başka çaren yok, alışacaksın. hep bir başkasını sevmiş ya da sevmekte olacaklar sevdiklerin, bir gölgenin karanlığını bulacaksın her seferinde, aklının bir köşesinde. ya unutturacaksın, ya unutacaksın. unutmak zor unutturmak daha da zor ne bok yiyeceğini bilemeyeceksin, kabullenmek zorunda kalacaksın karşındakinin de bir insan olduğunu, sevmenin yalnızca sana ait olmayan bir hak olduğunu hak verdikçe anlayacaksın. kendini hep 3. şahsın şiirinde geçen birinci tekil şahıs yerine koyacaksın, içinde büyüyecek katil yanın, ne zaman bahsi geçse öldürmek isteyeceksin gezinen gölgeleri, yapamayacaksın ve itmeye başlayacaksın kendini diğer insanlardan, böyle böyle alışacaksın sevmemeye, yalnızlık bir orospu gibi giriverecek koynuna, farkına bile varmayacaksın. ama birlikte olabilmek için biriyle tekrar edeceksin kendine “seviyorum seviyorum seviyorum …”, kalbin öyle söylemese de beynin kabul edecek bir noktada ve hissiz bir sevdayı ekeceksin topraklarına.
kalbini susturmayı bileceksin, kızılcık sopası bulacaksın ilk yıkılmanda, sonraları kullanmayı öğreneceksin. her kaybedişin bir darbe indirtecek ve zamanla kalbine hükmedeceksin. sevilmeye başlayacaksın çünkü hiçbir beklentin olmayacak karşındakinden ve o da senden birkaç saat haricinde bir şey beklemeyecek. anlık mutluluklar bastıracak içindeki kaybeden adamın yaralarını, fark etmeyeceksin.
yitireceksin inandığın bütün değerleri, edebiyat derslerinin anlamsızlığını anlayacaksın ve bunca şeyi kafana soktukları için söveceksin her bir şaire. şiir yazmanın doğal bir şey olmadığını kavrayacaksın, onca zamandır yazdığın her bir satır için ctrl+z yapmayı dileyeceksin. pilin bitiverecek, hayatın kavramdan bağımsız bir denklem olduğunu ve hiçbir zaman çözemeyeceğini göreceksin, çözmeye uğraşmanın ise kendini oyalamaktan başka bir şey olmadığını söyleyecek her başarısız girişimin. ve bunlara sebep olarak “o” tek kişiyi sorumlu tutacaksın. bir kez daha yanlış yapacaksın, doğruya ulaşamadan öleceksin.
içimden küfretmek geliyor, ağzımın dolusunca dökmek içimdeki bütün kini. kendime bunca şeyi söylemişken boğmak istiyorum kendimi. elmayı seviyorum diye onun da beni sevmesi şart mı? şart oğlu şart anasını satayım, ne o elma ne de ben armutum, iki kişi birbirini sevmezse adına nasıl aşk diyebilirsin ki.
bir isim koyamıyorsan daha ne kadar devam edebilirsin ki?
27 Ekim 2009 Salı
KORKU
günah-sevap tartımı kaybettim,
gel-git değil bu defa..
tamamen yitmek..
kime "aynam" desem ardı karanlık..
kimin karanlığına güneş bassam,
yüzüm silinir..
zanlar başlar ardından..
'artık'lar..
arda kalanlar..
kırıntılar..
şimdi,
kimin dilinde "sahiplik eki" alsa adım,
korkularım başlar...
gel-git değil bu defa..
tamamen yitmek..
kime "aynam" desem ardı karanlık..
kimin karanlığına güneş bassam,
yüzüm silinir..
zanlar başlar ardından..
'artık'lar..
arda kalanlar..
kırıntılar..
şimdi,
kimin dilinde "sahiplik eki" alsa adım,
korkularım başlar...
11 Ekim 2009 Pazar
Bu adam benim babam, sekiz köşe kasketiyle
Omuzunda sakosuyla hey
Cebinde yok parası, bafradır cıgarası
Yüreğindedir yarası
Altı çocuk büyütmüş, bir işci maaşıyla
Bu adam benim babam hey
Ağlama benim babam, ağlama naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Ağlama benim babam hey
Ağlama mazlum babam, ağlama naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Allah büyük babam hey
Bu adam benim babam, derdi dağlardan büyük
Çaresiz beli bükük hey
Bir gün olsun gülmemiş, rahat nedir bilmemiş
Gözyaşını silmemiş
Bir lokma ekmek için, kimseye eğilmemiş
Bu adam benim babam hey
Ağlama arslan babam, dert etme naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Allah büyüktür babam hey
Dert etme naçar babam, aldırma naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Aldırma benim babam hey
Benim babam mert adamdır, mangal gibi yüreği
Yufka gibi kalbi vardır, hayatım boyunca ona özendim
Fedakârdır ! bir dikili ağacı olmadı belki
Ama kendisi, onuruyla yaşayan koskoca bir çınardır
Üstümde ki kol kanat, sırtımı yasladığım dağ gibidir
Ben babamın oğluyum, tepeden tırnağa anadoluyum
Omuzunda sakosuyla hey
Cebinde yok parası, bafradır cıgarası
Yüreğindedir yarası
Altı çocuk büyütmüş, bir işci maaşıyla
Bu adam benim babam hey
Ağlama benim babam, ağlama naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Ağlama benim babam hey
Ağlama mazlum babam, ağlama naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Allah büyük babam hey
Bu adam benim babam, derdi dağlardan büyük
Çaresiz beli bükük hey
Bir gün olsun gülmemiş, rahat nedir bilmemiş
Gözyaşını silmemiş
Bir lokma ekmek için, kimseye eğilmemiş
Bu adam benim babam hey
Ağlama arslan babam, dert etme naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Allah büyüktür babam hey
Dert etme naçar babam, aldırma naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Aldırma benim babam hey
Benim babam mert adamdır, mangal gibi yüreği
Yufka gibi kalbi vardır, hayatım boyunca ona özendim
Fedakârdır ! bir dikili ağacı olmadı belki
Ama kendisi, onuruyla yaşayan koskoca bir çınardır
Üstümde ki kol kanat, sırtımı yasladığım dağ gibidir
Ben babamın oğluyum, tepeden tırnağa anadoluyum
9 Ekim 2009 Cuma
gecenin bi yarısı saçmasapan bi blogta bu kadar güzel bi yazı bulunur..
Önce ellerimi tut. Sonra senden başka kimseler bilmesin burada olduğumu. Ne cevap ver çalan telefonlara, ne de çalınan kapıları aç. Fark etmesin hiç kimse evde olduğumuzu. Koyu bir sessizlikte gizleyelim varlığımızı...
Sen bana çocukken gizlendiğin odalardan bahset. Kaçtığın sokak köşelerini, uzun uzun aranışlarını, bulunca içtenlikli sarılışlarını anlat. Bense gizlenmekten vazgeçmeyişlerimi...
Ben sana gidemediğim ülkelerden söz edeyim. Rüyalarımda tam kaçarken bacaklarımın tonlarca ağırlaştığını, adım atamadığımı, yakalandığımı, terlediğimi anlatayım. Sen bütün rüyalarımı hayra yor. Ellerini saçlarımın arasında gezdir. Gözlerimin üzerinde gezdir ellerini. Yaralarımın üzerinde gezdir, ellerin şifa olsun. Sen çocukken dizlerinde bir türlü geçmeyen, acı veren yaralarının nasıl iyileştiğini anlat. Ben görünmeyen yaralarımı anlatayım.
Benim için kaygılan, acı çek, tedirgin ol, gözlerin dolsun... Benim için telaş et, ağla. Ben sana pişmanlıklarımı anlatayım. Sen yargılamadan teselli et. Gözlerimi kaçırayım gözlerinden, utanayım. Ellerinle tut yüzümü, gözlerini gözlerimden bir an bile ayırma. Soluklarını hissedeyim yüzümde. Sesin dua olsun, yüzüme üfle. Ellerimi tut, senden başkası bilmesin burada olduğumu. Her kapı çalınışında tedirgin olayım. Başımı göğsüne yasla, eskiden kalma bir türküye sığınalım. Sen bana yol ol. Bütün tuzaklardan emin olayım. Sen bana sabah ol. Bütün karanlıklardan emin olayım. Sen bana tövbe ol...yalvarayım inandıklarıma. Hayalim olma ben ol. Bedenim bedenime geçsin. Biz olalım.
Ve sonra git şimdi yaptığın gibi. Bende kalan kırıntıları da al götür git. Ölümüm kalsın geriye , eğer öleceksem bunu sen yapmalısın ki gerçekten ölebileyim.
Sen bana çocukken gizlendiğin odalardan bahset. Kaçtığın sokak köşelerini, uzun uzun aranışlarını, bulunca içtenlikli sarılışlarını anlat. Bense gizlenmekten vazgeçmeyişlerimi...
Ben sana gidemediğim ülkelerden söz edeyim. Rüyalarımda tam kaçarken bacaklarımın tonlarca ağırlaştığını, adım atamadığımı, yakalandığımı, terlediğimi anlatayım. Sen bütün rüyalarımı hayra yor. Ellerini saçlarımın arasında gezdir. Gözlerimin üzerinde gezdir ellerini. Yaralarımın üzerinde gezdir, ellerin şifa olsun. Sen çocukken dizlerinde bir türlü geçmeyen, acı veren yaralarının nasıl iyileştiğini anlat. Ben görünmeyen yaralarımı anlatayım.
Benim için kaygılan, acı çek, tedirgin ol, gözlerin dolsun... Benim için telaş et, ağla. Ben sana pişmanlıklarımı anlatayım. Sen yargılamadan teselli et. Gözlerimi kaçırayım gözlerinden, utanayım. Ellerinle tut yüzümü, gözlerini gözlerimden bir an bile ayırma. Soluklarını hissedeyim yüzümde. Sesin dua olsun, yüzüme üfle. Ellerimi tut, senden başkası bilmesin burada olduğumu. Her kapı çalınışında tedirgin olayım. Başımı göğsüne yasla, eskiden kalma bir türküye sığınalım. Sen bana yol ol. Bütün tuzaklardan emin olayım. Sen bana sabah ol. Bütün karanlıklardan emin olayım. Sen bana tövbe ol...yalvarayım inandıklarıma. Hayalim olma ben ol. Bedenim bedenime geçsin. Biz olalım.
Ve sonra git şimdi yaptığın gibi. Bende kalan kırıntıları da al götür git. Ölümüm kalsın geriye , eğer öleceksem bunu sen yapmalısın ki gerçekten ölebileyim.
6 Ekim 2009 Salı
AbLAmA
Hayatta her şeyi ondan öğrenirsin. Parasız kalırsan para, dostsuz kalırsan dostluk, ev yemeklerini özlersen ev yemeği, ilgi-alaka-nasihate ihtiyacın olursa da bu üçünü birden temin edebilecek beceridedir abla. Örnek alınandır, sevgisine bağlanılandır, hayatta en çok değer verilendir, kendinden çok sevilendir. Ne kadar saçmalasan da yine de seni çekebilecek olan tek insandır.
Bir romanda "çocukken tanıdığınız birinden sonra ne yaparsa yapsın nefret edemezsiniz" diyordu, Dünyaya bakışınızın da, hayatta zevk aldığınız herşeyin de bu kadar ayrı olduğu, kardeş değil de sınıf arkadaşı olsanız konuşacak hiçbirşeyinizin olmayacağı hatta belki uyuz olacağınız bir insanla saatler geçirip o saatler boyunca sürekli gülebilmenin, uzaklıklara ve ayrılıklara karşın hiç kopmayan bağın sırrıdır kardeş olmak. Ayı gibi saçlı sakallı, gece geç saatte sokakta görse sizi kaldırım değiştireceği o fiyakalı delikanlının yüzünde hala senden başka kimsenin göremediği esmer suratlı ve fincan gözlü bebeği görmektir.
Ablayla kardeş birbirine hiç seni seviyorum demediyse, demesinler bundan sonra da. O sevginin özelliği dile getirilmedikçe büyümesidir. Ne bundan önce dedim, ne bundan sonra söyleyeceğim bunu sana ablam.
Bir romanda "çocukken tanıdığınız birinden sonra ne yaparsa yapsın nefret edemezsiniz" diyordu, Dünyaya bakışınızın da, hayatta zevk aldığınız herşeyin de bu kadar ayrı olduğu, kardeş değil de sınıf arkadaşı olsanız konuşacak hiçbirşeyinizin olmayacağı hatta belki uyuz olacağınız bir insanla saatler geçirip o saatler boyunca sürekli gülebilmenin, uzaklıklara ve ayrılıklara karşın hiç kopmayan bağın sırrıdır kardeş olmak. Ayı gibi saçlı sakallı, gece geç saatte sokakta görse sizi kaldırım değiştireceği o fiyakalı delikanlının yüzünde hala senden başka kimsenin göremediği esmer suratlı ve fincan gözlü bebeği görmektir.
Ablayla kardeş birbirine hiç seni seviyorum demediyse, demesinler bundan sonra da. O sevginin özelliği dile getirilmedikçe büyümesidir. Ne bundan önce dedim, ne bundan sonra söyleyeceğim bunu sana ablam.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
