9 Ekim 2009 Cuma

gecenin bi yarısı saçmasapan bi blogta bu kadar güzel bi yazı bulunur..

Önce ellerimi tut. Sonra senden başka kimseler bilmesin burada olduğumu. Ne cevap ver çalan telefonlara, ne de çalınan kapıları aç. Fark etmesin hiç kimse evde olduğumuzu. Koyu bir sessizlikte gizleyelim varlığımızı...
Sen bana çocukken gizlendiğin odalardan bahset. Kaçtığın sokak köşelerini, uzun uzun aranışlarını, bulunca içtenlikli sarılışlarını anlat. Bense gizlenmekten vazgeçmeyişlerimi...
Ben sana gidemediğim ülkelerden söz edeyim. Rüyalarımda tam kaçarken bacaklarımın tonlarca ağırlaştığını, adım atamadığımı, yakalandığımı, terlediğimi anlatayım. Sen bütün rüyalarımı hayra yor. Ellerini saçlarımın arasında gezdir. Gözlerimin üzerinde gezdir ellerini. Yaralarımın üzerinde gezdir, ellerin şifa olsun. Sen çocukken dizlerinde bir türlü geçmeyen, acı veren yaralarının nasıl iyileştiğini anlat. Ben görünmeyen yaralarımı anlatayım.
Benim için kaygılan, acı çek, tedirgin ol, gözlerin dolsun... Benim için telaş et, ağla. Ben sana pişmanlıklarımı anlatayım. Sen yargılamadan teselli et. Gözlerimi kaçırayım gözlerinden, utanayım. Ellerinle tut yüzümü, gözlerini gözlerimden bir an bile ayırma. Soluklarını hissedeyim yüzümde. Sesin dua olsun, yüzüme üfle. Ellerimi tut, senden başkası bilmesin burada olduğumu. Her kapı çalınışında tedirgin olayım. Başımı göğsüne yasla, eskiden kalma bir türküye sığınalım. Sen bana yol ol. Bütün tuzaklardan emin olayım. Sen bana sabah ol. Bütün karanlıklardan emin olayım. Sen bana tövbe ol...yalvarayım inandıklarıma. Hayalim olma ben ol. Bedenim bedenime geçsin. Biz olalım.
Ve sonra git şimdi yaptığın gibi. Bende kalan kırıntıları da al götür git. Ölümüm kalsın geriye , eğer öleceksem bunu sen yapmalısın ki gerçekten ölebileyim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder