16 Kasım 2009 Pazartesi

Ahmet KAyA

Ahmet Kaya 9 yıl önce 16 Kasım’da Paris’te hayatını kaybetti. Peki ne için “kovmuştuk” onu hatırlıyor musunuz? Ajda Pekkan’ın şu anda yaptığı için alkış aldığı şeyi yapacağını söylediği için…

Kürt açılımına destek vermek için başbakanı aramak. Sahnede Kürtçe şarkı söylemek. Güneydoğu’da konserler vermek. Bunlar şimdi olabiliyor. Elbette takdir ediyorum. Ama dilimin ucuna geliyor. Söylemeden de edemiyorum. Geç kaldınız…

Başbakanın “mozyiğimizdir” diye açıkladığı listede Ahmet Kaya adını görünce düşündüm ilk bunu.

Moda olmadan, trend olmadan, herkes bunları yazıp çizmeye başlamadan, açılım devletin resmi politikası olmadan sesimizi yükseltseydik keşke.

Ahmet Kaya Paris’te sürgünde öldüğünde onun için iki çift laf etseydik. Keşke şimdi açıklayanlar o zaman açıklasaydı mozayiği.

***

Sessiz kaldık. O gece çatal bıçak atanların önünde duracaktık. Önce ifade özgürlüğü için….

Bakın ben acayip bir Ahmet Kaya hayranı falan değilim. Yaptığı her şeyi, söylediği her sözü destekleyecek de değilim körü körüne. Ama kimse sarfettiği bir cümleden dolayı bu muameleye layık görülmemeli. PKK’ya yataklık ediyor diye suçlanıp sürgüne gitmeye zorlanmamalı.

Kimse “kendi bildiği şekilde” seviyor diye memleketini terk etmek zotunda kalmamalı.

Benim içimde yaradır bu. İnsan olarak alınıyorum. Ona yapılan hepimize yapılmış gibi geliyor bana. O “Kürtçe şarkı söyleyeceğim” dedi. Sizin cümleniz farklı olabilir. Moda olmayan, trend olmayan bir şey olabilir. Bundan 10 yıl sonra herkesin alkışlayacağı bir şey de olabilir. İçeriğinden bağımsız söylüyorum ben bunu. Cümleyle sürgün olmamalı.

Sana mı dert mi oldu diyeceksiniz. Evet dert oldu. O zamandan beri dert oldu. Acısı çıkmıyor.

***

Size bir olay anlatayım. Ege’de zeytinin memleketi olan şahane kıyı kasabalardan birindeyim. 90’ların başı ve Güneydoğu’da kan gövdeyi götürüyor.

Bir bar var. Ben o barda müzisyenim. O barda çalışan bir barmenimiz var. Adı Sezgin olsun. O Sezgin bıçkın bir delikanlı. İri yarı, deli, aklı fikri vücut yapmakta, ona buna ayar çekmekte, delikanlılığın raconunu yazmakta falan… Aynı zamanda da badigart. Barda asayişi sağlıyor.

Öte yandan kurt işaretiyle özdeş güzide partimizin de hararetli heyecanlı bir mensubu. Gençlik kollarında çalışıyor, bol bol kafa tokuşturuyor…

Bu Sezgin komando imiş askerde, yeni dönmüş. Her gece kaç terörist öldürdüğünü anlatıyor böbürlenerek. Patlayan bombalar, basılan mermiler…

Nasıl uyuz oluyorum, nasıl nefret ediyorum ondan bildiğiniz gibi değil. Şeytan diyor vur kafasına şu şişenin dibini oracıkta düşüp kalsın bu canavar. Ama yok öyle bir şey tabii. Karşımda iki metre boyunda bir komando var. Elimi kaldırana kadar boynumu kırar. Sezgin böyle.

Sezgin’i bir gece sabah dörtte gördüm. Uyku tutmadı, o güzelim sahilde yürürken müzik sesine doğru yöneldim bardan gelen. Arka kapıdan girdim. Baktım ışık yanıyor. Barda tek başına sırtı dönük Sezgin. Önünde bir kadeh rakı. Fonda bangır bangır Ahmet Kaya var. “Ne oluyor Sezgin hayrola” dedim…

Sezgin, hüngür hüngür ağlıyordu. Göz göze geldik. Bana “abi” diye hitap etmeye başladı. Anlatmaya başladı askerde yaşadığı travmayı… Bütün insani yanını bastırmıştı kimbilir ne kadar zaman. Şimdi Ahmet Kaya kilidi açmış, şifreyi çözmüştü. Bütün yaşadıkları gözünün önünden geçiyor, Sezgin karşımda hüngür hüngür ağlıyordu. Meğer gündüz böbürlene böbürlene anlatırken dünyaya bütün hikayesini, akşamları kendi kendine Ahmet Kaya dinleyip ağlıyormuş Sezgin.

“Saçlarına yıldız düşmüş…” diyen Ahmet Kaya’nın sesiyle kafama kazınan bu tabloyu hiç unutmam. Çok acayip bir sahne, değil mi?

Bu olaydan iki şey öğrendim. Bir; kimsenin göründüğü gibi olmadığını.

İki; Ahmet Kaya’nın bu ülkenin temel taşlarından biri olduğunu.

Evet mozaikten bahsedeceksek o da var listede elbet. Ama yine de düşünmeden edemiyorum. Geç kaldınız, geç…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder